Buz kesen bir kış günüydü ve dağlardaki göl, narin bir buz örtüsüyle kaplanmıştı. Yaşlı bir kadın odun toplarken, buzun çatladığı noktadan çaresizce çırpınan kocaman bir kurdu fark etti. Pençeleri kayıyor, her hamlesinde soğuk sulara biraz daha gömülüyordu. Kadın, vahşi bir yaratık olmasına aldırmadan karın üstüne yattı ve elindeki uzun dalı kurda doğru uzattı. Buz çatırdarken yılmadı; tüm gücüyle asıldı ve bitkin hayvanı sudan çıkarmayı başardı.
...
Kurt, ıslak ve titreyen bedeniyle buzun üzerinde nefes nefese yatıyordu; arka bacaklarından biri sanki kırılmış gibiydi. Kadın korkuyla geri çekilmeye hazırlanırken, ormanın derinliklerinden bir hareketlilik belirdi. Bir anda ağaçların arasından on çift parlayan göz göründü: kurt sürüsü! Hayvanlar, insanın varlığını sezmiş ve hızla yaklaşmaya başlamışlardı. Kadın, kaçacak bir yer olmadığını anlayınca dehşet içinde donup kaldı.
...

...
Sürü, yabancıya saldırmak için gerilmişken, beklenmedik bir şey oldu. Ölümden dönen yaralı kurt, acı içinde titreyerek ayağa kalktı. Kadının önüne geçti ve sürüsüne karşı koruyucu bir tavırla hırlamaya başladı. Bu zayıf ama kararlı hırlama, sürüye net bir mesaj veriyordu: Bu kadına dokunulmayacaktı. Vahşi doğanın kanunları, o an yerini kadim bir minnet duygusuna bırakmıştı.

Sürünün lideri bir an duraksadı, sonra başını hafifçe eğerek geri çekildi. Diğer kurtlar da liderlerini takip ederek ormanın karanlığına doğru süzüldüler. Yaralı kurt, gitmeden önce arkasına dönüp kadına son bir kez baktı. Gözlerinde artık vahşet değil, derin bir huzur ve teşekkür vardı. Topallayarak arkadaşlarının peşinden gitti ve kısa süre sonra gözden kayboldu.

Yaşlı kadın, buzun üzerinde tek başına kalmıştı ama artık korkmuyordu. Rüzgar karları savururken, az önce yaşanan mucizenin sıcaklığı kalbini ısıtıyordu. Doğanın en sert yüzünde bile iyiliğin karşılığının olduğunu anlamıştı. Yavaşça yerden kalktı ve ardında, kurt pençeleriyle insan ayak izlerinin yan yana durduğu o karlı buz pistini bırakarak evinin yolunu tuttu.
...